Ferhan BAŞAR
Ferhan BAŞAR
Köşe Yazarı
Tüm Yazıları

Niyet

22 Eyl 2026, 13:07 · 34 okunma
Niyet

Hangi safa geçtik, bedenimizin sabrına mı hastalığın telaşına mı, sormuştuk. Şimdi bu sorunun köküne inme vakti — çünkü hangi safa geçeceğimizi belirleyen, aslında daha en baştan atılan bir adımdır: niyet.

— ✦ —

İki Niyet, Tek Oda

O taş odada, aslında iki ayrı niyet aynı anda işler.

Şifacının niyeti birincisidir. Elini uzatırken, “ben iyileştiriyorum” diye düşünen bir tabip, farkında olmadan kendini kaynağın yerine koymuş olur. Oysa doğru niyet başkadır: “Allah'ım, beni bir vesile kıl.” Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in “Ameller niyetlere göredir” (Buhârî, Bed'ü'l-Vahy, 1) sözü, yalnızca ibadetler için değil, her iş için geçerlidir bir tabibin dokunuşu da, niyetine göre bir ibadet olur ya da sadece bir teknik kalır.

Bu niyet, kadim gelenekte yalnızca kalpte tutulan bir düşünce değil, dile getirilen bir duaydı da. Hz. Âişe validemizin naklettiğine göre, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ailesinden biri hastalandığında, ağrıyan yeri eliyle sıvazlar ve şöyle dua ederdi: “Allâhümme Rabbi'n-nâsi ezhibi'l-be'se, işfi ente'ş-şâfî, lâ şifâe illâ şifâuke, şifâen lâ yuğâdiru sekamen”

“Ey insanların Rabbi olan Allah'ım! Bu hastalığı gider, şifa ver. Şifa veren ancak sensin. Senin şifandan başka şifa yoktur. Öyle bir şifa ver ki, üzerinde hiçbir hastalık izi bırakmasın.” (Buhârî, Tıb, 38) Bu dua, tam da “Şifacının Eli”nde konuştuğumuz vesile fikrinin, bir dile dökülmüş hâlidir elin dokunuşu, dilin niyetiyle birleşir.

Hastanın niyeti ikincisidir, ve belki daha zorudur. Çünkü hasta olan, acı çeken taraftır ondan sabır, hatta bir niyet beklemek, ilk bakışta ağır gelebilir. Ama kadim gelenek bunu hep bilmiştir: aynı hastalık, iki farklı niyetle yaşanabilir. Biri, “bana neden oldu, ben ne yaptım da bu geldi” diyerek sızlanmaya çekilir. Öteki, “bu bir imtihandır, ben bunu şifa bulma niyetiyle karşılıyorum” der aynı ağrı, aynı ateş, ama bambaşka bir yolculuk.

— ✦ —

Hayrı ve Şerri Bilen

Peki hastalık gerçekten bir kötülük müdür? Kur'an bu soruya beklenmedik bir cevap verir: “Olur ki hoşunuza gitmeyen bir şey sizin için hayırlıdır, olur ki sevdiğiniz bir şey de sizin için kötüdür. Allah bilir, siz bilmezsiniz.” (Bakara, 2:216)

Bu âyet, hastalığı bir ceza ya da bir talihsizlik olarak görmenin ötesine geçer. İnsan, önündeki şeyin hayırlı mı şerli mi olduğunu bilemez bir ateş, görünürde bir kayıp gibi dursa da, içinde bir arınma taşıyor olabilir. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bunu somut bir benzetmeyle anlatmıştır: “Mü'min bir hastalığa, bir yorgunluğa, bir hüzne uğradığında, ağacın yapraklarını döktüğü gibi, Allah onun günahlarını da öyle döker.” (Buhârî, Merdâ, 3)

Ve bu, yalnızca bir arınma değildir kaybedilen bir şey de yoktur aslında. Çünkü “Bir kul hastalanır veya yolculuğa çıkarsa, Allah ona, sağlıklı ve mukimken işlediği amellerin sevabını aynen yazar.” (Buhârî, Cihâd, 134) Hasta bir bedenin, ibadetten geri kaldığı için bir şey kaybettiğini düşünmesine gerek yoktur niyeti sağlamsa, sevabı zaten yazılmaya devam eder.

Niyet burada devreye girer: insan sonucu bilemez, ama yönünü belirleyebilir. “Bu bana ne öğretecek, beni nereye çevirecek?” diye sormak, “neden ben?” diye sormaktan bambaşka bir yere götürür.

— ✦ —

Şikâyet Meselesi

Burada, büyüklerimizin üzerinde hassasiyetle durduğu bir konu var: hastalığı, acıyı, sıkıntıyı başkalarına yakınarak, sızlanarak anlatmak.

Bir musibetle karşılaşan mümine öğütlenen ilk söz, aslında bir konumlandırmadır: “Biz Allah'a aitiz ve şüphesiz O'na döneceğiz.” (Bakara, 2:156) Bu sözü söylemek, şunu kabul etmektir: bu beden, bu sağlık, bu hayat, zaten kendisinin değil, ona emanet edilmiş bir şeydir. Emanet bazen zorlanır, bazen sarsılır ama sahibi bellidir, ve son söz de O'na aittir.

Bu, acıyı inkâr etmek değildir acı gerçektir, ve paylaşmak insanı rahatlatabilir. Ama büyüklerimiz ince bir çizgi çizmiştir: dert anlatmak başka, şikâyet başkadır. Hz. Yakup aleyhisselam, oğlu Yûsuf'un ayrılığıyla yıllarca yanmış, gözleri ağlamaktan görmez olmuştu; ama bu haliyle bile şöyle demiştir: “Ben, gam ve kederimi ancak Allah'a arz ederim.” (Yûsuf, 12:86)

Çünkü bir dert kula anlatıldığında, çoğu zaman bir yük olarak kalır dinleyen ne yapacağını bilemez, anlatan bir teselli bulamaz. Aynı dert Allah'a arz edildiğinde, bir sabır, bir teslimiyet, bir bekleyiş haline gelir. Nitekim Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Mü'minin durumu ne hoştur! Her hâli kendisi için hayırlıdır. Başına güzel bir şey gelse şükreder, bu onun için hayır olur. Başına bir musibet gelse sabreder, bu da onun için hayır olur.” (Müslim, Zühd, 64) Şükür de sabır da, aynı niyetin iki farklı yüzüdür ikisi de sızlanmanın karşısında durur.

Bu, insanın acısını kimseyle paylaşmayacağı, sessizce içine gömeceği anlamına gelmez. Bir tabibe anlatmak, bir yakına dert yanmak, meşru ve gerekli olabilir — mesele, bunun bir sızlanmaya mı, yoksa bir yardım arayışına mı dönüştüğüdür. Niyet, burada da belirleyicidir.

— ✦ —

Kapı Kapanmaz

Peki bütün bunları biliyor olmak, bir kez niyet etmekle biter mi?

Hayır. Niyet, bir kere alınıp bir köşeye konan bir karar değildir her sabah, her yeni ağrıda, her yeni bekleyişte yeniden tazelenmesi gereken bir tercihtir. Bugün sabırla karşılanan bir hastalık, yarın yeniden sızlanmaya dönebilir; bugün “Allah'a vesile olayım” diyen bir el, yarın kendi ilmine güvenmeye kayabilir. Bu yüzden niyet, bir kez geçilen bir eşik değildir her gün yeniden durulan, yeniden hatırlanan bir eşiktir.

Belki de bu yüzden bu satırlar hiçbir zaman gerçekten kapanmaz. Her yeni sabah, her yeni ağrı, her yeni bekleyiş, aynı soruyu yeniden sorar.

— ✦ —

Peki biz , bugün, hangi niyetle kalktık?

— Ferhanca

 

Kaynaklar: Kur'an-ı Kerim, Bakara Suresi 2:156, 2:216; Yûsuf Suresi 12:86. Buhârî, Bed'ü'l-Vahy, 1; Tıb, 38; Merdâ, 3; Cihâd, 134. Müslim, Zühd, 64.

Ferhan BAŞAR
Yazar Hakkında
Ferhan BAŞAR Köşe Yazarı Tüm 10 Yazısını Gör