Dijital Çağda Sosyal İlişkilerimiz
Teknoloji bizi birbirimize hiç olmadığı kadar yakınlaştırdı derken, galiba ufak ama hayati bir detayı atladık. Dünyanın öbür ucundaki gelişmeleri milisaniyeler içinde öğrenirken, yanımızda oturan insanla aramıza koca okyanuslar soktuk. Sosyal medyada binlerce takipçimiz, yüzlerce "arkadaşımız" var artık. Peki, gece yarısı canımız gerçekten sıkkın olduğunda, hiçbir filtreye veya emojinin arkasına saklanmadan arayabileceğimiz kaç kişi var hayatta? Parmak sayısını geçer mi? Pek sanmıyorum.
Bir zamanlar yıllarla, anılarla ölçerdik dostlukları. Şimdiyse iki mavi tikin arasına sıkışıp kaldı koca koca ilişkiler. Sorun sadece telefona bakmak da değil aslında. Asıl tehlike, ilişkilerin doğasını o ekrana göre yeniden şekillendiriyor olmamız. Gerçek insan ilişkileri zahmetlidir; tahammül ister, göz teması ister, bazen de o garip sessizlikleri paylaşmayı gerektirir. Tartışırsın, yüzleşirsin. Oysa dijital dünyada işler çok kolay. Sıkıldın mı? Ekranı kaydır gitsin. Hoşuna gitmeyen bir şey mi söyledi? "Sessize al" ya da "Engelle". Gerçek hayattaki sorunları çözme kaslarımız günden güne eriyor, çünkü hep bir kaçış rampamız var cebimizde.
Bir de şu bitmek bilmeyen "mükemmel hayatlar" vitrini meselesi var tabii. Akışa her düştüğümüzde herkesin en mutlu, en başarılı, en iyi açıyla çekilmiş anlarına maruz kalıyoruz. İster istemez kendi sıradan, bazen dağınık, bazen de yorucu hayatımıza bakıp "Ben nerede yanlış yapıyorum?" hissine kapılıyoruz. Oysa o filtreli fotoğrafların arkasındaki yalnızlığı, o kalp emojilerinin kapatamadığı boşlukları kimse konuşmuyor. Mükemmel görünme telaşı, ne yazık ki sahici olma cesaretimizi elimizden aldı.
Yanlış anlaşılmasın, teknolojiyi şeytanlaştırmak gibi bir niyetim yok. Fişi çekip mağaraya dönelim diyen romantiklerden de değilim. Sadece diyorum ki, kontrolün kimde olduğunu hatırlamamızın vakti geldi de geçiyor. Belki de bu akşam yemeğinde, dost meclisinde o telefonu masaya ters çevirmekle başlayabiliriz işe.
Gözlerimizin içine bakarak konuşmayı, sesimizin titremesini gizlemeden gülmeyi, "Buradayım ve seni dinliyorum" hissini karşımızdakine vermeyi yeniden hatırlamalıyız. Çünkü ekranlar kapanıp şarjlar bittiğinde, geriye sadece o anlarda biriktirdiğimiz sahici hisler kalacak. Gerisi sadece koca bir dijital gürültü.
