Eşiğe Getiren Nedir ?
Eşiğe Getiren Nedir ?
— ✦ —
Eşikte durduk, hatırlarsınız. Ve orada bir yanılgımız vardı belki eşiğin, ancak ihtiyaç duyulduğunda hatırlanan bir yer olduğunu düşündük. Sanki kapı kapalı durur, biz günlerimizi sürdürürüz, ancak bir şey kırıldığında oraya koşarız. Oysa öyle değildir. Eşik hep oradadır. Biz onu göremesek de, o bizi bekler.
O zaman asıl soru şu olmalı: bizi oraya getiren nedir? Neden bir gün, sebepsiz gibi görünen bir gün, ayaklarımız kendiliğinden o çizgiye yürür?
— ✦ —
Bir bedeni düşünelim. Yıllarca aynı düzende yaşamış aynı saatte uyanmış, aynı yükü taşımış, aynı sessizlikle susmuş. Sonra bir gün bir ağrı belirir, ya da bir yorgunluk hiç geçmez olur. Sorarız: “Neden şimdi? Neden yıllarca değil de bugün?”
Kadim şifa geleneği bu soruya acele cevap vermez. Çünkü bilir ki hastalık, göründüğü günde başlamaz çok daha önce, sessizce birikmeye başlamıştır. Beden, biriktirdiğini unutmaz; yalnızca bir süre taşır, sesini çıkarmadan. Eşik, o taşımanın bittiği yerdir; hastalığın başladığı yer değil.
Hastalık orada başlamaz hastalık zaten çoktan başlamıştı. Eşik, sadece bedenin artık sessiz kalamadığı yerdir.
— ✦ —
Ama bu, yalnızca bedenin hikâyesi olsaydı, mesele basit olurdu dinlenmek, biraz su, biraz uyku. Oysa insan yalnızca toprak değildir. İçinde bir de üflenen vardır o ilk nefeste bize katılan, görünmeyen taraf. Ve o taraf, toprağın diliyle konuşmaz.
Toprak acıktığını söyler, yorulduğunu söyler; belli eder kendini. Üflenen ise başka türlü konuşur bir sebepsizlik hissiyle, bir “bir şey eksik” duygusuyla, adını bile koyamadığımız bir ağırlıkla. Bazen bir kayıp, bazen söylenmemiş bir söz, bazen sadece uzun süre kimseye anlatılmamış bir sessizlik. Kanda görünmez bunlar, röntgende çıkmaz. Ama beden onları taşır çünkü toprak ile üflenen ayrı yaşamaz; aynı bedende, aynı nefeste birlikte dururlar. Biri ağırlaşınca, öteki de eğilir.
Belki bu yüzden bazı ağrılar ilaçla hafiflemez. Çünkü ilaç toprağa seslenir, oysa dert üflenende oturmaktadır.
— ✦ —
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Mü'minin başına gelen hiçbir yorgunluk, hiçbir hastalık, hiçbir üzüntü, hiçbir sıkıntı, hatta bir diken batması bile yoktur ki, Allah onunla mü'minin günahlarından bir kısmını bağışlamasın.” (Buhârî, Merdâ, 1) Bu hadis, hastalığı yalnızca bir bozulma olarak görmez bir mesaj taşıyabileceğini hatırlatır. Belki bu yüzden eşiğe getiren şey, sadece bir çöküş değildir; bir çağrı da olabilir .
— ✦ —
Peki eşiğe getiren her zaman bir çağrı mıdır, yoksa bazen bir mecburiyet midir? İkisi de olabilir aslında, ve aralarındaki fark, toprak ile üflenenin farkı kadar derindir.
Toprak mecbur bıraktığında itiraz edilmez ağrı, ateş, bir tahlil sonucu; beden yüksek sesle konuşur, kimse “abartıyorsun” demez. Toprak arayışla geldiğinde de kolay kabul görür check-up, önleyici bakım, “her şey yolunda mı?” diye sormak. Kimse bunu tuhaf bulmaz.
Üflenen ise başka türlüdür. Mecbur bıraktığında bile çoğu zaman geç fark edilir, çünkü sesi toprağınki kadar somut değildir; insan uzun süre görmezden gelebilir onu. Ve arayışla geldiğinde henüz bir çöküş yokken, sadece “ben gerçekten iyi miyim?” diye sorduğunda kimse onu haklı çıkarmaz. Ne bir tahlil vardır elinde, ne bir ağrı. Yalnızca kendi iç sesine güvenerek durur eşikte.
İşte insan eşikte durmaktan asıl bu yüzden korkar. Toprağın eşiği kalabalıktır orada durana kimse şaşırmaz. Ama üflenenin eşiği yalnızdır. Orada durmak, kimsenin doğrulamadığı bir yükü, yalnızca kendi bilerek taşımayı kabul etmektir.
— ✦ —
Eşikte durmak bu yüzden bir zayıflık değildir. Toprağın ya da üflenenin, artık dinlenmek istediği andır konuşmak istediği an.
Ve her beden bu anı kendi diliyle yaşar; kimi bir ağrıyla duyar onu, kimi yalnızca bir sessizlikle. Bu, başka bir günün meselesi.
İnsan eşikten geçmek ister aslında çünkü orada durmak, sonsuza dek durulacak bir yer değildir. Ama herkes buna cesaret edemez. Çünkü eşikten geçmek, aslında ilk teşhisi koymaktır hiçbir tahlilin, hiçbir cihazın koyamadığı, yalnızca kişinin kendine kendinin koyduğu teşhis: “Ben hastayım.” Ve hemen ardından gelen ikinci söz, daha da ağır olanı: “Ve iyi olmalıyım.”
Eşik, işte bu iki cümlenin adıdır.
— Ferhanca
Kaynaklar: Buhârî, Merdâ, 1.
