Av. Muhammed Ali ÖZTÜRK
Av. Muhammed Ali ÖZTÜRK
Avukat
Tüm Yazıları

Türkiye, Gramsci ve Beşten Büyük Dünya

24 Eyl 2026, 10:56 · 63 okunma

başarısız b*ktan bir kış geçirdik

kanımız bile doğru dürüst akmadı

bir sürü çocuğu öldürdüler.

Yerinde ve zamanında argo iyidir; Turgut Uyar da bunu yapmış, fazlasını değil.

İnsanlık olarak berbat bir kış geçirdik. Anlaşılan henüz içinden de çıkabilmiş değiliz. Şimdi Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nu takip ediyoruz.

Daha da net koyalım yaşadığımız şeyin adını; zira kayıplarımız, haberlerdeki rakamlardan ibaret hâle geldi.

yıllardır çocuk başları akıyor yamacımızdan

yıllardır balçıklı bir hayvan çeperlerimizde

Sayın Cumhurbaşkanı, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 81’inci oturumunda uzun zamandır dile getirdiği itirazı bir kez daha ortaya koydu: Birleşmiş Milletler’in mevcut yapısının uluslararası barış ve güvenliği korumakta yetersiz kaldığını söyledi ve Güvenlik Konseyi’nin beş daimi üyesinin sahip olduğu ayrıcalıklı konumu yeniden tartışmaya açtı.

Dünya beşten büyüktür sözü de bu itirazın en kısa ve en bilinen ifadesi. 22 Eylül’deki konuşmasında, BM’nin 81 yıl önce üstlendiği barış ve güvenlik görevini artık yerine getiremediğini belirterek reform çağrısını yineledi.

Bu cümleyi artık yalnızca diplomatik bir slogan olarak okumak eksik kalır kanaatindeyim.

Çünkü Sayın Cumhurbaşkanı yıllardır aynı yapısal probleme işaret ediyor. 193 üye devletin bulunduğu Birleşmiş Milletler’de, beş ülkenin sahip olduğu veto imtiyazının sistemin temsil ve güven sorununu derinleştirdiğine dikkat çekiyor. Üstelik bu yıl tartışmayı yalnız mevcut düzene itiraz etmekle bırakmadı.

Bloomberg için kaleme aldığı makalede veto imtiyazının kaldırılmasını, daimi üyeliklerin sona ermesini, Güvenlik Konseyi üyelerinin Genel Kurul tarafından belirli sürelerle seçilmesini ve Genel Kurul’un yetkilerinin güçlendirilmesini önerdi. Dolayısıyla ortada yalnız mevcut sisteme yöneltilmiş bir eleştiri değil, bunun yerine düşünülebilecek kurumsal yapıya ilişkin somut öneriler de bulunuyor.

İlginç olan, benzer bir huzursuzluğun Birleşmiş Milletler’in kendi merkezinden de yükselmesi.

Genel Sekreter António Guterres de Güvenlik Konseyi reformu yönündeki çağrısını yineledi; özellikle Afrika’nın daimi temsilinin bulunmamasını “adaletsiz ve savunulamaz” olarak nitelendirdi. Konsey’in bugünkünden çok farklı bir jeopolitik çağda kurulmuş olduğuna dikkat çekti.

Görüldüğü üzere mevzu yalnız Ankara’nın bir itirazından ibaret değil.

Asıl soru şu: 1945’in dünyası için kurulmuş bir sistem, 2026’nın dünyasını ne kadar daha taşıyabilir?

Tam burada Gramsci’yi hatırlamak mümkün.

Gramsci’nin meşhur kriz tarifinde eski düzen çözülürken yenisi henüz doğamaz. İki dünya arasındaki bu ara dönem, yani interregnum, sakin bir bekleme odası değildir. Eski kuralların eskisi kadar işlemediği, yenilerinin ise henüz yerleşmediği huzursuz bir vetiredir bu.

Bugünkü uluslararası sistem biraz böyle görünüyor.

1945’in dünyasında kurulan yapı hâlâ ayakta; fakat o dünyanın güç dağılımı çoktan değişti. Ekonomik ağırlık merkezleri farklılaştı, yeni bölgesel güçler ortaya çıktı, savaşın ve teknolojinin biçimi dönüştü. Buna rağmen Güvenlik Konseyi’nin temel mimarisi büyük ölçüde aynı kaldı.

Immanuel Wallerstein da Amerikan hegemonyasının gerilemesini yıllar önce daha geniş bir sistem tartışmasının içine yerleştirmişti. Ona göre mesele 11 Eylül’le başlayan ani bir kırılmadan ibaret değildi; Amerikan gücündeki aşınmanın başlangıcını 1960’ların sonu ile 1970’lerin başındaki gelişmelerde arıyordu. Ekonomik rakiplerin yükselişi, 1968 dalgası ve Vietnam yenilgisini bu sürecin önemli dönemeçleri olarak görüyordu.

Daha önemlisi, eski hegemonik yapının çözülmesi yerine kurulacak düzenin kendiliğinden daha adil olacağı anlamına gelmiyor.

İşte tam da bu nedenle “Dünya beşten büyüktür” sözü ile “Peki beşten sonra ne var?” sorusu birbirinin mütemmim cüzüdür.

Çok kutupluluk kulağa ilk anda daha temsilî bir dünya çağrıştırıyor. Fakat uluslararası siyasette çoğulluk tek başına adalet üretmiyor. Gücün birkaç merkeze dağılması, hukukun da aynı ölçüde güçleneceği anlamına gelmiyor. Yeni bir düzen kurulacaksa onun yalnız daha fazla aktöre değil, daha güçlü kurallara ve daha yüksek hesap verebilirliğe de ihtiyacı var.

Sayın Cumhurbaşkanı’nın son önerisinin ayırt edici yönü de burada: Meseleyi beş daimi üyeye birkaç yeni isim eklemekle sınırlamıyor; daimi imtiyaz fikrinin kendisini tartışmaya açıyor.

Belki önümüzdeki yılların önemli uluslararası hukuk ve siyaset tartışmalarından biri de bu olacak.

Dünya beşten büyüktür.

Peki beşten sonra nasıl bir dünya?