Derya Eda ERGİN
Derya Eda ERGİN
Ekonomist
Tüm Yazıları

90’lar Çalınca Neden İçimiz Cız Ediyor?

16 Eyl 2026, 10:53 · 64 okunma

Geçen gün tesadüfen kulağıma çalınan eski bir şarkıyla duraksadım. Hani şu

çocukluğumuzda radyolardan, kasetlerden ezberlediğimiz, melodisini duyar

duymaz bizi anında 20 yıl öncesine fırlatan parçalardan biri. Şarkı çalarken

sadece ritme eşlik etmiyordum; bir anlığına o günkü odama, sokaktaki o ilkbahar

kokusuna ve teybimizin kaset sarma sesine geri döndüm. O an fark ettim ki,

mesele sadece güzel bir melodi dinlemek değilmiş. Mesele, o müziğin arkasına

gizlenmiş ve bir daha geri gelmeyecek olan o katıksız hafiflik hissiymiş.

Masa başından bakınca insan düşünmeden edemiyor: Neden sürekli 90’ların

şarkılarına, 2000’lerin başındaki mahalle dizilerine ya da tozlu albüm sayfalarına

kaçmak istiyoruz? Zaman gerçekten o zamanlar daha mı adildi, yoksa biz mi

sadece büyümek istemiyorduk? Günün her anında ekranlardan üzerimize yağan

bildirim bombardımanına tutulmadığımız, bir arkadaşımıza ulaşmak için

kapısının ziline basıp "Aşağı iniyor musun?" diye bağırmak zorunda olduğumuz o

"yavaş" günleri özlemek çok insani. Çünkü bugünün sınır tanımayan imkânları ve

hızı arasında, her şey elimizin altındayken bile zihnimizin bir köşesinde bir

şeylerin eksik kaldığını hissediyoruz.

İşin aslı, nostalji dediğimiz şey modern hayatın koşturmacası arasında

sığındığımız en güvenli liman. Şimdiki zamanın bitmek bilmeyen belirsizliğinden,

yetişkinliğin omuzlarımıza bindirdiği "her şeye yetişme" sorumluluğundan

yoruldukça, sonunu bildiğimiz o eski günlere kaçıyoruz. Geçmişin ne getireceğini

biliyoruz; sonu belli, sürprizsiz ve tanıdık. Oysa bugün, ekranı her

kaydırdığımızda karşımıza çıkan yeni bir kaygı ve hesap yapma zorunluluğu

demek.

Belki de aslında özlediğimiz şey takvimdeki o yılların kendisi değil, o yıllardaki

halimizdir. Dünyanın bu kadar karmaşık ve hızlı olmadığını zanneden, yarının

krizlerini değil sadece akşamki oyunun planını yapan o çocuk halimiz... Sokakta

hava kararana kadar koşturup eve girdiğimizde, dünyanın bütün derdini kapının

dışında bırakabildiğimiz o samimiyet.

Yine de arada bir o nostalji limanına uğramakta, eski bir kaset kapağıyla ya da

unutulmuş bir dizi jeneriğiyle geçmişe el sallamakta hiçbir sakınca yok. Yeter ki o

güzelim anılara sığınırken, bugün yaşadığımız sıradan anların da yarının nostaljisi

olduğunu gözden kaçırmayalım.