Yürü Ya Kulum
Arapçada yürümek "meşâ"dır. Kökü m-ş-y. Çok yürüyene "meşşâ" derler; kalıbı mübalağa, yani yürümekte ileri gitmiş adam.
Aristo'nun okulunun adı buradan gelir. Atina'daki Lykeion'un revaklı yollarında hocasıyla yürüye yürüye felsefe yapan talebelere Yunanca "peripatetikos", dolaşanlar denmişti. Bağdat'taki mütercimler bunu tercüme ederken kelimeyi tam bulmuşlar: Meşşâiyyûn. Yürüyenler. Fârâbî'ye, İbn Sînâ'ya "Meşşâî" dendiğinde kastedilen budur: yürüyen adamın felsefesi. İsm-i mensub kalıbında gelen ve yürüme eyleminden doğan bir kelime bir aidiyet ifadesi haline gelmiştir.
Yani felsefe tarihinin en büyük mektebinin adı bir sandalyeden yahut da bir masadan değil bir yürüyüşten geliyor.
Bu, düşünmeye değer.
***
Kant, Königsberg'de her gün aynı saatte yürürmüş hatta komşuları saatlerini ona göre ayarlar imiş. Rousseau ancak yürürken düşünebildiğini yazar. Nietzsche ise malum daha serttir, masa başında doğan fikirlere güvenmez ve büyük düşüncelerin yürürken geldiğini söyler. Kierkegaard mektubunda yürüyerek kurtulamadığı hiçbir ağırlık olmadığını anlatır bize.
Bunlar tesadüf mü? Tesadüfe tesadüf edilmiş midir? Siz düşünedurun bendeniz hükmümü vereyim:
Bedende ritim varsa zihinde de vardır. Adım adım giden adamın cümleleri de adım adım gelir.
Esasında bizde olmayan bir şeyden bahsetmiyoruz. İrfan geleneğimizde de yer bulur “yürümek.” Tasavvufta yola girene "sâlik" denir: yürüyen. Yolu kat etmeye "sülük etmek”, bu yolculuğa da "seyr ü sülûk" denilir. Hacda Safa ile Merve arasındaki koşuya "sa'y" denir; aynı kelime Türkçede "sa'y ü gayret" olarak yaşar. Çaba, yürümekle aynı kökten geliyor ve “doğrusu insanın sa'yinden başkası kendinin değil.”
Kur'an-ı Kerim’de yürüyüşe dair iki âyet var ki ikisinde de aynı m-ş-y kökünden gelen kelimeler kullanılmakta. Biri Rahman'ın kullarını tarif ederken başlar: yeryüzünde tevazuylayürürler. Öteki Lokman aleyhisselâm’ın oğluna nasihatinden: yürüyüşünde ölçülü ol. Yani yürümek bir yerden bir yere gitme anlamını taşısa da doğrudan “ölçü”ye bağlanmış bir var oluş biçimi ve daha sade ifadesiyle adeta insanın kendini yeryüzüne nasıl koyduğu ile alakalı bir hususu ifade ediyor.
***
Türkçe de bunu biliyor. Biz ölene "Hakk'a yürüdü" deriz. Eski Türkçede yürümek, kalkıp gitmek demekti; ordu yürür, sefer yürür. Bugün hâlâ "işler yürümüyor" deriz, "yürü ya kulum" deriz, birinin üstüne yürürüz. Bir de yol yürünecek adamlar vardır, yolu bilen, yol açan ve sahiden yaşamayı göze alan şahin kanatlı adamlar.
...
kendi yolunu bulamayan, bütün yolları boşuna yürür.
yolunu kendin yürüyebilmek için, yönünü kendin koymak zorundasın.
sahici yürüme, yol açmadır.
yola çıkan kişinin tek 'yardımcı'sı, yolu, yanında, onunla birlikte yürüyendir. -yoldaştır.
her (yeni) yol için temel belirleyici, (eski) bir yolun sonuna dek yürünmesidir.
yer de, yön de, yol da bilinçtir.
Oruç Aruoba
***
Hukukçu olarak beni en çok şaşırtan şu: Kanun da yürür. Bir kanun "yürürlüğe girer". Devletin en güçlü organına "yürütme" denir. Mahkeme bir idari işlemi durdurmak istediğinde "yürütmenin durdurulması" kararı verir. Yani bizim dilimizde hukuk oturmaz, yürür. Durdurulması ayrı bir karar gerektirir.
Bir kanunun bile yürüdüğü yerde insanın oturması tuhaf.
***
Ankara'da yürünmez derler. Doğru değil. Ankara'da yürüyen az, o ayrı.
Ben yürümeyi bir tür düşünme biçimi olarak kullanmaya çalışanlardanım. Bir dilekçe çıkmadığında masadan kalkarım. Yirmi dakikada cümle gelir; gelmezse de en azından yanlış cümleyi masada bırakmış olurum. Meselenin çözüldüğü yer çoğu zaman bilgisayarın başı değildir, ehli bilir ki o Cebeci’den Kızılay’a giden yolun ortasında bir yerlerdedir.
Telefonlarımızdaki adım sayarlar bize her akşam bir rakam söylüyor. On bin adım, sekiz bin adım. Bir gün fark ettim: Kant'ın, Rousseau'nun, Fârâbî'nin adım sayarı yoktu. Onlar yürümeyi ölçmüyordu, yürüyerek ölçüyordu.
Fark burada. Biz yürüyüşü sağlığa indirgedik; kalori, nabız, adım. Oysa Meşşâîler için yürümek bir beden egzersizinden ziyade düşüncenin kendisiydi. Adım atmak düşünmenin sûretlerinden biriydi.
***
Bugün otururken düşünüyoruz, otururken karar veriyoruz, otururken kavga ediyoruz. Ekran başında verilen kararların çoğu, kalkıp bir tur atılsa verilmezdi diye düşünüyorum.
Belki de "yürüyüşünde ölçülü ol" nasihati, yürüyüşten önce yürümeyi hatırlatıyordu.
Yürüyen adam düşünür. Düşünen adam ölçülü olur.
Ancak hem yürümek hem de düşünmek için aşk lazımdır. Yürüyenler aşkla yürür, taş gibi oturanlar aşksızlıktan çürür. Ne demiş Koca Yunus
İşidin ey yarenler aşk bir güneşe benzer
Aşık olmayan gönül misal-i taşa benzer
Hazret-i Yunus’un el verdiği yerden Niyâz-ı Mısrî dilinden yazımızı hitama erdirelim:
Alçaktan alçak yürüye,
Toprak içinde çürüye,
Aşk ateşinde eriye,
Altın gibi sızmak gerek
Muhammed Ali Öztürk
